Bilgi Merkezi / Rehber
Mehmet Âkif Ersoy
Mehmet Âkif Ersoy, Türk milletinin bağımsızlık yemininin mısralara dökülmüş hâli olan İstiklal Marşı'nın yazarıdır. 20 Aralık 1873'te İstanbul'da doğan Âkif; şair, veteriner hekim, öğretmen ve siyasetçi kimliğiyle Millî Mücadele'nin en önemli kalemlerinden biri olmuştur. "İstiklal Şairi" ve "Millî Şair" unvanlarıyla anılan Âkif, Safahat adlı eseri ve Çanakkale Destanı gibi ölümsüz şiirleriyle Türk edebiyatının zirvesinde yer alır.
Son gözden geçirme: 11 Ekim 2026
- Doğum
- 20 Aralık 1873, İstanbul
- Vefat
- 27 Aralık 1936, İstanbul
- Unvan
- İstiklal Şairi, Millî Şair
- Millî Marş
- İstiklal Marşı (12 Mart 1921)
- Önemli Eser
- Safahat, Çanakkale Destanı, Bülbül
- Görev
- 1. TBMM Burdur Milletvekili (1920-1922)
Çocukluk ve Öğrenim Yılları
Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul'un Fatih ilçesine bağlı Sarıgüzel Mahallesi'nde dünyaya geldi. Babası, Kosova'nın İpek kentinden İstanbul'a gelerek Fatih Camii medreselerinde hocalık yapan İpekli Tahir Efendi; annesi ise Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir Özbek ailenin kızı olan Emine Şerife Hanım'dır. Babası, ona ebcet hesabıyla doğum tarihini belirten "Ragîf" adını verdi; ancak bu isim yaygınlaşmadığı için ailesi ve arkadaşları ona "Âkif" diye seslendi.
İlköğrenimine Emir Buhari Mahalle Mektebi'nde başlayan Âkif, üç yıl sonra ilkokul bölümüne geçti ve babasından Arapça dersleri aldı. 1882'de Fatih Merkez Rüştiyesi'ne kaydoldu; burada Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde hep birinci oldu. Rüştiyeyi bitirdikten sonra, annesinin medrese ısrarına rağmen babasının desteğiyle dönemin gözde okullarından Vefa Lisesi'ne yazıldı. 1888'de babasını kaybetmesi ve ertesi yıl Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa sürükledi. Bu zorluklar, Âkif'i bir an önce meslek sahibi olmaya yöneltti ve 1885'te Ziraat ve Baytar Mektebi'ne kaydoldu. Bu okulu 1893'te birincilikle bitirerek veteriner hekim oldu.
Memurluk ve Edebiyata Adım
Mehmet Âkif, 1893'te Ziraat Bakanlığı'nda veteriner müfettiş yardımcısı olarak memuriyete başladı. Görevi gereği Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan'da yaptığı seyahatler, halkın dertlerini yakından tanımasını sağladı. 1898'de İsmet Hanım'la evlendi; bu evlilikten beş çocuğu dünyaya geldi. Memurluğunun yanı sıra edebiyatla da ilgilenen Âkif, Resimli Gazete ve Servet-i Fünûn dergilerinde şiirler yayımladı. 1906'da Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'nde kompozisyon, 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı.
II. Meşrutiyet'in ilanı, Âkif'in hayatında bir dönüm noktası oldu. İstibdat rejimine karşı duyduğu derin muhalefet, onu İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olmaya yöneltti. Ancak cemiyetin yeminindeki "kayıtsız şartsız itaat" ifadesine karşı çıkarak yemini "sadece iyi ve doğru olanlarına" şeklinde değiştirtti. Bu tavrı, onun bağımsız ve ilkeli duruşunun ilk göstergesiydi. Meşrutiyet'in ardından arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu; dergi daha sonra Sebilü'r-Reşad adını aldı. Âkif, bu dergilerde yayımladığı yazı ve şiirlerle İslam Birliği düşüncesini savundu.
Çanakkale'den Teşkilat-ı Mahsusa'ya
Balkan Savaşı'nın ardından yaşanan hayal kırıklığı, Mehmet Âkif'i daha aktif bir mücadeleye yöneltti. 1914'te Teşkilat-ı Mahsusa'nın daveti üzerine Berlin'e gitti. Burada, İngilizlerle birlikte Osmanlı'ya karşı savaşırken Almanlara esir düşen Müslüman askerlerin bulunduğu kamplarda incelemeler yaptı ve onları aydınlatmaya çalıştı. Fransız ordusundaki Müslümanlara yönelik Arapça beyannameler kaleme aldı; bu beyannameler cephelere uçaklardan atıldı.
1916'da Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan'a gönderilen Âkif, İngiliz propagandasına karşı mücadele etti. Bu görev sırasında Çanakkale Zaferi haberini aldı ve büyük bir coşkuyla Çanakkale Destanı'nı kaleme aldı. Bu şiir, Türk milletinin Çanakkale'de gösterdiği kahramanlığı ve fedakârlığı ölümsüzleştirdi. Arabistan dönüşünde Lübnan'da kısa bir süre kaldıktan sonra İstanbul'a döndü ve Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye Cemiyeti'nde başkâtiplik görevine atandı. Bu dönemde Anadolu'nun işgali karşısında halkı direnişe çağıran vaazlar verdi; 6 Şubat 1920'de Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nde verdiği hutbe büyük yankı uyandırdı.
Millî Mücadele'de Bir Kalem
İstanbul'da rahat hareket etme imkânı kalmayan Mehmet Âkif, 1920'de oğlu Emin'i yanına alarak Anadolu'ya geçti. Mustafa Kemal Paşa'nın daveti üzerine Sebilü'r-Reşad dergisini Ankara'da çıkarmaya başladı. 24 Nisan 1920'de Ankara'ya ulaşan Âkif, kısa süre sonra Burdur'dan milletvekili seçilerek 1. TBMM'de yer aldı. Meclis kayıtlarında "Burdur milletvekili ve İslam şairi" olarak anıldı.
Ankara'ya varır varmaz Konya Ayaklanması'nı önlemek için Konya'ya gönderildi. Ardından Kastamonu'ya geçen Âkif, Kasım 1920'de Nasrullah Camii'nde verdiği ateşli vaazla halkı Kurtuluş Savaşı'na destek olmaya çağırdı. Bu vaazın metni Diyarbakır'da basılarak tüm vilayetlere ve cephelere dağıtıldı. Sebilü'r-Reşad dergisi, Anadolu'da büyük bir etki uyandırdı; öyle ki Rusya, derginin yaydığı millî duygulardan çekinerek ülkeye girişini yasakladı. Âkif, 1921'de Ankara'da Taceddin Dergâhı'na yerleşti ve burada İstiklal Marşı'nı kaleme aldı.
İstiklal Marşı ve Sonrası
Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine, arkadaşı Hasan Basri Bey'in iknasıyla ulusal marş yarışmasına katılan Mehmet Âkif, başlangıçta konulan 500 liralık ödül nedeniyle bu yarışmaya girmek istememişti. Ancak gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmayınca, mecliste en güzel şiiri Âkif'in yazacağı kanaati hâkim oldu. O, orduya ithaf ettiği İstiklal Marşı'nı 17 Şubat 1921'de Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımladı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlenen şiir, 12 Mart 1921'de ulusal marş olarak kabul edildi.
Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde kadın ve çocuklara iş öğreten Dar'ül Mesai vakfına bağışladı. Bu davranışı, onun vatan ve millet sevgisinin ne kadar samimi olduğunu gösterdi. 1922'de sağlık gerekçesiyle milletvekilliğinden istifa eden Âkif, 1923'te yakın arkadaşı Ali Şükrü Bey'in öldürülmesi üzerine kendine yeni bir yurt arayışına girdi ve Mısır'a yerleşti. Kışlarını Mısır'da geçirmeye başlayan Âkif, 1924'te Safahat'ı Türkiye'de yayımladı. 1925'te Diyanet İşleri Başkanlığı'nın teklifiyle Kur'an meali hazırlama işini üstlendi; ancak bu çalışması yarım kaldı.
Son Yıllar ve Vefatı
Mehmet Âkif, Mısır'da geçirdiği yıllarda hem hastalıkla hem de gurbetin zorluklarıyla mücadele etti. 1936'da yakalandığı siroz hastalığı nedeniyle tedavi için İstanbul'a döndü. 27 Aralık 1936'da, doğduğu şehirde hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi; ancak 1960'ta kabri, vasiyeti üzerine Ankara'ya, Adıyaman'daki dostu ve dava arkadaşı İsmet Efendi'nin yanına nakledildi.
Âkif'in ölümü, Türk milleti için büyük bir kayıp oldu. Ancak geride bıraktığı eserler, onun fikir dünyasını ve vatan sevgisini nesilden nesile aktarmaya devam etti. Safahat, İstiklal Marşı ve Çanakkale Destanı, Türk edebiyatının ve millî hafızanın vazgeçilmez parçaları hâline geldi. Bugün, Taceddin Dergâhı'ndaki evi müze olarak ziyaret edilmekte; her 12 Mart'ta İstiklal Marşı'nın kabulü, onun hatırası önünde saygıyla anılmaktadır.
Vefa ile
Mehmet Âkif Ersoy, İstiklal Marşı ile milletimizin bağımsızlık yeminini ölümsüzleştirmiş; Çanakkale Destanı ile şehitlerimizin aziz hatırasını mısralara nakşetmiştir. Onun kalemi, aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakârlıklarını gelecek kuşaklara aktaran en güçlü köprüdür.
Bu sayfa, Vikipedi'deki «Mehmet Âkif Ersoy» maddesinden yararlanılarak yapay zekâ destekli editörlük ile özgün cümlelerle yeniden yazılmıştır; Vikipedi metinleri CC BY-SA 4.0 lisanslıdır. Kesin bilgi için resmî ve akademik kaynaklara başvurun; bir hata görürseniz bize bildirin.
Kaynaklar
Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; resmî ve bağlayıcı metin için kaynaklara bakın. Hukuki, mali veya tıbbi tavsiye değildir.