İçeriğe geç
13 Ekim 2026, SalıŞehitlerimize vefa, gazilerimize minnet.

Bilgi Merkezi / Rehber

Atatürk İlkeleri

Atatürk İlkeleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde şekillenen ve devletin temel yapısını belirleyen altı ilkeden oluşur. Bu ilkeler, 1937'de anayasaya eklenerek Türkiye'nin ulusal ideolojisi hâline gelmiştir.

Son gözden geçirme: 10.10.2026

İlkelerin Adı
Altı Ok
İlk Kez Adlandırılma
1931 (Kemalizm)
Parti Programına Giriş
13 Mayıs 1935 (Kamâlizm)
Anayasaya Eklenme
1937
Cumhuriyetin İlanı
1923
Saltanatın Kaldırılması
1922
Halifeliğin Kaldırılması
1924
Anayasadan Din İbaresinin Çıkarılması
1928

Atatürk İlkeleri'nin Tanımı ve Tarihçesi

Atatürk İlkeleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün uygulamaya koyduğu ve dönemin politikalarını belirleyen altı temel ilkedir. 'Altı Ok' olarak bilinen bu ilkeler, ilk kez 1931'de 'Kemalizm' adıyla anılmıştır. Atatürk'ün Dil Devrimi sürecinde ismini değiştirmesinin ardından, 13 Mayıs 1935'te 'Kamâlizm' adıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin program ilkeleri olarak benimsenmiştir.

1937'de çıkarılan bir kanunla 1924 Anayasası'na eklenen bu ilkeler, anayasal olarak Türkiye'nin ulusal ideolojisi hâline gelmiştir. Ahmet Taner Kışlalı'ya göre, laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik Fransız Devrimi'nin; halkçılık, devrimcilik ve devletçilik ise Sovyet Devrimi'nin etkisinde oluşmuştur.

Cumhuriyetçilik

Cumhuriyetçilik, egemenliğin halkta olduğu bir yönetim biçimini ifade eder. Atatürk, demokrasinin en belirgin şeklinin cumhuriyet olduğunu belirtmiş ve 'Demokrasinin tam ve en belirgin şekli cumhuriyettir' sözüyle bu iki kavramın ayrılmazlığını vurgulamıştır.

Cumhuriyet yönetimi, 1923'ten itibaren anayasanın birinci maddesi olarak yer almış; ikinci maddede ise Türkiye'nin insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Atatürk, cumhuriyeti Türk gençliğine emanet etmiş ve bu yönetim biçimini 'Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare' olarak nitelendirmiştir.

Milliyetçilik

Atatürk'e göre millet; geçmişte bir arada yaşamış, hâlen bir arada yaşayan ve gelecekte de bir arada yaşama kararında olan, aynı vatana sahip, dil, kültür ve siyasi birlik oluşturmuş insan topluluğudur. Bu milliyetçilik anlayışı; din ve ırk ayrımı gözetmeksizin vatandaşlık ve üst kimlik değerlerine dayanan sivil bir vatanseverlik anlayışıdır.

Atatürk, milleti 'Türkiye halkı, ırken veya dinen veya harsen birleşik ve yekdiğerine karşı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu ve mukadderat ve menfaatleri ortak olan bir toplumsal hey'ettir' sözleriyle tanımlamıştır. 1982 Anayasası'nın 66. maddesinde de 'Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür' ifadesi yer almaktadır.

Halkçılık

Halkçılık ilkesi, 'halkın halk tarafından halk için idaresi' anlamına gelen demokratik bir yönetim anlayışını hedefler. Bu ilke; ulusal egemenliği ön planda tutar, devletin vatandaşın refah ve mutluluğunu amaçlamasını öngörür. Toplumda hiçbir kimseye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınmaması ve herkesin kanun önünde eşit olması esastır.

Atatürk'ün halkçılığı, sınıfların ortak dayanışması üzerine kurulu solidarizmi ve din, dil, ırk gibi ayrımcılıkların reddedildiği eşitlikçi bir anlayışı savunur. Kadın-erkek eşitliği, öğretim birliği ve yeni Türk alfabesinin kabulü gibi uygulamalar bu ilkeyi destekleyen önemli adımlardır.

Laiklik

Laiklik, devletin vatandaşlarıyla ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmaması ve dinler karşısında tarafsız olması demektir. Bu ilke; devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar. Din, kişinin özel yaşamının bir parçası olarak görülür ve din ile devlet işleri birbirinden ayrılır.

Atatürk, 1924'te yaptığı bir konuşmada 'Dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir' diyerek laiklik anlayışının temelini ortaya koymuştur. Türkiye'de laikleşme; saltanatın kaldırılması (1922), halifeliğin kaldırılması (1924), Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu'nun çıkarılması (1924), tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925), Medenî Kanun'un kabulü (1926) ve anayasadan 'Devletin dini İslam'dır' ibaresinin çıkarılması (1928) gibi adımlarla gerçekleşmiştir.

Devletçilik ve Devrimcilik

Devletçilik ilkesi, ekonomik kalkınmanın sağlanmasında devletin aktif rol almasını öngörür. Bu ilke, özel girişimciliği desteklemekle birlikte, kamu yararının gerektirdiği alanlarda devletin ekonomik faaliyetlere katılmasını savunur. Devletçilik, Türkiye'nin kalkınma sürecinde önemli bir araç olmuştur.

Devrimcilik ilkesi ise, toplumun çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması için sürekli yenilik ve değişimi esas alır. Bu ilke, mevcut kurumların bilim ve çağın gereklerine göre dönüştürülmesini ve toplumsal ilerlemenin kesintisiz sürdürülmesini hedefler. Atatürk'ün gerçekleştirdiği inkılaplar, bu ilkenin somut uygulamalarıdır.

Bu sayfa, Vikipedi'deki «Atatürk İlkeleri» maddesinden yararlanılarak yapay zekâ destekli editörlük ile özgün cümlelerle yeniden yazılmıştır; Vikipedi metinleri CC BY-SA 4.0 lisanslıdır. Kesin bilgi için resmî ve akademik kaynaklara başvurun; bir hata görürseniz bize bildirin.

Kaynaklar

Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; resmî ve bağlayıcı metin için kaynaklara bakın. Hukuki, mali veya tıbbi tavsiye değildir.